Yeni bir işe başlarken alınan ilk kararlardan biri genellikle şirket kuruluşudur. Vergi levhası, faaliyet alanı, muhasebe süreci derken girişimcilerin büyük çoğunluğu ilk adımı şirket kurarak atar. Ancak bu süreçte sıkça gözden kaçan önemli bir soru vardır: Önce şirket mi kurulmalı, yoksa marka tescili mi yapılmalı?
İlk bakışta bu iki işlem birbirinden bağımsız gibi görünse de, aslında doğrudan bağlantılıdır. Hatta birçok marka uyuşmazlığının temelinde, bu sıralamanın yanlış yapılması yer alır.
Kısaca cevap vermemiz gerekirse: Mümkünse marka araştırması ve marka başvurusu, şirket kuruluşundan önce planlanmalıdır.
Peki neden?
Yeni bir iş kurarken çoğu girişimci önce şirket adını belirler, ticaret unvanını alır, ardından aynı ismi marka olarak tescil ettirmek ister. Ancak burada kritik bir fark vardır: Şirket unvanı ile marka hakkı aynı şey değildir.
Bir şirketi ticaret siciline tescil ettirmiş olmanız, o ismin marka olarak size ait olduğu anlamına gelmez. Örneğin ticaret sicilinde şirket adınızı tescil ettirmiş olabilirsiniz; fakat aynı isim ya da benzer bir marka daha önce Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde başka biri adına tescilli olabilir. Bu durumda şirketiniz kurulmuş olsa bile, markanızı kullanmanız hukuki risk oluşturabilir.
Uygulamada sıkça karşılaştığımız bir durumdur: Şirket kuruluyor, tabela hazırlanıyor, web sitesi açılıyor, kartvizitler basılıyor, sosyal medya hesapları oluşturuluyor… ardından marka başvurusu yapılıyor ve ret geliyor. Sebep? Aynı veya benzer marka daha önce tescil edilmiş. Bu durumda girişimcinin önünde iki seçenek kalıyor, ya marka tamamen değiştirilecek ya da uzun ve maliyetli hukuki süreçlere girilecek. Her iki durumda da zaman ve para kaybı kaçınılmaz.
Peki şirket kurmadan marka başvurusu yapılabilir mi?
Evet, kesinlikle yapılabilir.
Türkiye’de marka başvurusu yapmak için şirket sahibi olma zorunluluğu yoktur. Marka başvuruları gerçek kişiler tarafından da yapılabilir. Yani henüz şirketinizi kurmadan, marka adınızı kendi adınıza başvuru konusu yapabilirsiniz. Bu aslında birçok girişimci için büyük avantajdır. Önce marka araştırması yapılır, markanın uygunluğu değerlendirilir, başvuru gerçekleştirilir ve böylece isim üzerindeki hak güvence altına alınır. Sonrasında şirket kuruluşu çok daha güvenli bir zeminde ilerler.
Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer konu da şirket adı ile marka adının aynı olmak zorunda olmamasıdır. Bu iki kavram çoğu zaman karıştırılır. Şirket unvanı, ticari işletmenin resmi adıdır. Marka ise müşterinin gördüğü ve hatırladığı isimdir. Örneğin şirketinizin ticari unvanı farklı olabilir ama piyasada tamamen farklı bir marka ile faaliyet gösterebilirsiniz. Bu oldukça yaygın bir uygulamadır. Dolayısıyla şirket kurarken yalnızca ticaret sicilinde uygunluk kontrolü yapmak yeterli değildir; marka açısından da ayrıca değerlendirme yapılmalıdır.
Özellikle e-ticaret yapanlar, franchise düşünenler veya yatırım almayı planlayan girişimler için marka tescili daha da kritik hale gelir. Çünkü yatırımcılar ve iş ortakları için marka, şirketin en önemli varlıklarından biridir. Tescilsiz bir marka, çoğu zaman ciddi bir risk olarak değerlendirilir. Yani marka tescili yalnızca hukuki koruma değil; aynı zamanda ticari değer oluşturma aracıdır.
Sonuç olarak şirket kuruluşu ile marka tescili birbirinden bağımsız süreçler değildir; doğru planlandığında birbirini tamamlar. Ancak güvenli ve sürdürülebilir bir marka yapısı için ideal sıra genellikle şöyledir:
Önce marka araştırması, ardından marka başvurusu, sonrasında şirket kuruluşu.
Bu sıralama, ileride yaşanabilecek ret, itiraz ve marka değişikliği risklerini önemli ölçüde azaltır. Elmas Patent olarak yeni girişimlerde yalnızca marka başvurusu yapmıyor; işin en başından itibaren marka stratejisini doğru kurarak girişimcilerin daha sağlam adımlarla ilerlemesini sağlıyoruz. Çünkü güçlü markalar, doğru sırayla atılan adımlarla doğar.


