Marka hukuku, mevzuat metinleri okunduğunda son derece net ve sistematik görünür. Kanun maddeleri, yönetmelikler ve kılavuzlar, marka tescil sürecinin nasıl işlemesi gerektiğini açıkça ortaya koyar. Ancak uygulamada, dosyalar masaya geldiğinde bu netliğin büyük ölçüde kaybolduğu görülür. Çünkü marka hukukunda teori ile uygulama arasında ciddi bir mesafe vardır.
Bu fark, çoğu zaman markasını korumak isteyen işletmeler için beklenmedik sonuçlar doğurur.
Teoride Her Şey Net Görünür
Teorik çerçevede bakıldığında, bir markanın tescil edilebilirliği ayırt edicilik, mutlak ret nedenleri ve önceki haklar üzerinden değerlendirilir. Benzerlik kriterleri, sınıf kapsamı ve karıştırılma ihtimali, kanun metinlerinde açıkça tanımlanmıştır. Bu nedenle birçok marka sahibi, kanunu okuduğunda kendi markasının neden reddedilebileceğini ya da neden korunması gerektiğini kolayca düşündüğünü zanneder.
Ancak marka hukuku, yalnızca kelimelerden ibaret değildir; algı, kullanım ve ticari gerçeklik de değerlendirmeye dâhildir.
Uygulamada Dosyanın Hikâyesi Öne Çıkar
Uygulamada aynı kelimeden oluşan iki marka, tamamen farklı sonuçlar doğurabilir. Çünkü değerlendirme, yalnızca marka örnekleri üzerinden değil, markanın piyasadaki algısı, hitap ettiği tüketici kitlesi ve kapsadığı mal ve hizmetlerin gerçek kullanım alanları üzerinden yapılır.
Teoride benzer sayılmayan iki marka, uygulamada karıştırılma ihtimali nedeniyle sorun yaşarken; teoride riskli görünen bir başvuru, doğru savunma ve sınıf kurgusuyla tescile ulaşabilir. Bu noktada dosyanın nasıl anlatıldığı, hangi unsurların öne çıkarıldığı belirleyici olur.
İtiraz ve Savunmalarda Teori Yetersiz Kalabilir
Marka itiraz süreçleri, teori ile uygulama arasındaki farkın en net görüldüğü alanlardan biridir. Kanun maddelerini sıralamak çoğu zaman yeterli olmaz. İtirazın hangi sınıfa yöneldiği, markanın kullanım şekli ve sektörel dinamikler dikkate alınmadan yapılan savunmalar, uygulamada karşılık bulmaz.
Başarılı bir savunma, mevzuat bilgisi kadar dosya okuma becerisi de gerektirir. Bu beceri ise ancak uygulama tecrübesiyle kazanılır.
Sınıf Seçimi ve Stratejik Yaklaşım
Teoride doğru görünen bir sınıf seçimi, uygulamada markayı gereksiz risk altına sokabilir. Aynı şekilde, eksik bırakılan bir sınıf ilerleyen yıllarda telafisi zor sorunlar yaratabilir. Uygulamada sınıf seçimi, yalnızca bugün yapılan faaliyetlere değil, markanın gelecekte ulaşmak istediği noktaya göre değerlendirilir.
Bu stratejik yaklaşım, teori kitaplarında yer almaz; dosya pratiğinin ürünüdür.
Marka Hukuku Masada Değil Sahada Öğrenilir
Marka hukukunda teori, güçlü bir temel sağlar; ancak tek başına yeterli değildir. Uygulamada başarı, mevzuat bilgisinin saha deneyimiyle birleşmesiyle mümkündür. Markasını gerçekten korumak isteyen işletmeler için önemli olan, kanunu ezberlemek değil, kanunun nasıl uygulandığını bilen bir bakış açısıyla hareket etmektir.
Elmas Patent olarak marka hukukuna yalnızca teorik açıdan değil, her gün dosya pratiğiyle şekillenen bir alan olarak yaklaşıyoruz. Çünkü marka hukukunda sonucu belirleyen şey, çoğu zaman maddeler değil, uygulamadır.


